GECEYARISI CEZAEVİ NAKİLLERİ VE GERİ PLANDAKİ SAVCI TALİMATI

Adnan Oktar davası karar duruşmasının hemen sonrasında, tutuklu sanıkların büyük bir kısmı birkaç gün içinde apar topar Silivri cezaevinden farklı illerdeki çeşitli cezaevlerine dağıtılmışlardır. Bu nakil işlemi ile ilgili Silivri cezaevi yetkilileri, kararın kendilerine ait olmadığını, Silivri cezaevinde yer sıkıntısı olmadığını, söz konusu tutukluları gönderme gibi bir planları da olmadığını, fakat kararın ANİDEN GELEN BİR EMİRLE uygulandığını belirtmişlerdir.

Tutukluları apar topar nakletmenin teknik bir gereklilik olmadığı açıktır. Zaten buradaki amaç, tümüyle içi boş olmasına rağmen astronomik cezalarla sonuçlanan bu yargılama sürecinde mümkün olduğunca tutuklu sanıklara eziyet verebilmek, zulmedebilmek, Üst Mahkeme'nin –dava dosyasında hiçbir suç ve somut suç delili olmaması, dahası yüzlerce yüzlerce bozma sebebi bulunması nedeniyle tüm muteber hukukçuların beklediği bozma– kararına kadar kadar çeşitli yollarla tutukluların hayatlarını zora sokmak, ailelerine eziyet çektirmek ve avukatlarına ulaşımlarını zorlaştırarak sanıkların savunma imkanlarını mümkün olduğunca kısıtlayabilmektir. 

Çeşitli illerdeki cezaevlerine dağıtılma konusuyla ilgili olarak söz konusu emrin, davamızın Cumhuriyet Savcısı Serdar Akan'a ait olduğu bilgisini almış bulunmaktayız. Yaptığı usulsüzlükler nedeniyle kendisi hakkında çok sayıda HSK şikayetlerimiz mevcuttur. Savcı Serdar Akan, Adnan Oktar davasında sanıkları bir saniye dahi görmeden, onlardan tek bir kelimelik dahi savunma almadan haklarında tutuklama istemiş olan ve iddianameyi tümüyle husumetli müştekilerin ifadelerine göre hazırlamış bir kişidir. 

Keza, operasyon sonrasında, sanıkların tutuklanmalarının hemen ardından onları son derece zorlu cezaevi koşullarına sokup eziyet çektirerek aralarından etkin pişmanlar devşirebileceğini düşündüğünden, herkesin farklı şehirlerdeki cezaevlerine gönderilmesi ve tek bırakılmaları talimatını vermiştir. Şahsi bir husumet ve bir takım talimatlar dahilinde hareket ettiği çeşitli delillerle belgelenmiş ve HSK'nın takdirine sunulmuş olan Serdar Akan'ın bu yöndeki çabaları, EZİYET YOLUYLA İFTİRACI TEMİN EDEBİLME beklentisi üzerinedir. 

Cumhuriyet Savcısı Serdar Akan, hatırlanacağı gibi, davamızdaki 2 müşteki ve 1 etkin pişman ile yaptığı özel görüşmede "ONLAR ÇIKARSA BİZ GİRERİZ İÇERİ" demiş ve dosyada hiçbir suç olmadığı ve bu dosyaya "mecbur bırakıldığını" şu sözlerle anlatmıştır:

"HERKES ÇEKİLDİ BENİM KUCAĞIMA ATTILAR DOSYAYI. BENİ ORTAYA ATTILAR, KENDİLERİ TAKILIYOR. OLAY BENİM BAŞIMA KALDI. ÖRGÜTE SOKAMIYORUZ. FETÖ YOK. TECAVÜZ, ZORLAMA OLMADIĞI DA AÇIK. KÜÇÜK KIZ KONUSUNDAN DA BİR ŞEY ÇIKMAZ. ZATEN BİZ BURADA NE VERSEK YARGITAY'DAN DÖNER."

Görüldüğü gibi Sayın Cumhuriyet Savcısı, kendisi de ortada hiçbir suç olmadığından son derece emindir. Daha da önemlisi, arka plandaki usulsüzlüklerin gayet bilincinde olarak "ONLAR ÇIKARSA BİZ GİRERİZ İÇERİ" ifadesini kullanacak kadar açık sözlüdür. Bu davada sanık olarak tutuklanmış ve ceza almış herkesin, aslında HİÇBİR SUÇLARI OLMADAN bu eziyet ve haksızlığı yaşadıklarını ve bunun da BAŞLICA SORUMLUSUNUN KENDİSİNİN VE ARKASINDAKİ ESRARENGİZ VE KARANLIK BİR EKİP OLDUĞUNU bir bakıma itiraf etmiştir

Söz konusu Cumhuriyet Savcısı, davamızın bir Kumpas davası olduğunu bu kadar açık sözlü ifade ederken, hak etmediğimiz insanlık dışı uygulamaların birinci derece sorumlusuyken ve bunlar artık aleni şekilde ortaya çıkmışken, aynı husumetli hukuk dışı tutumunu sürdürmekten en küçük bir geri adım atmamaktadır.  HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİN CAMİAMIZA YÖNELİK AÇTIKLARI YENİ SORUŞTURMALARIN BİR ŞEKİLDE KENDİ ÖNÜNE GELMESİNİ SAĞLAMAKTADIR. Bu yolla, şahsi husumetinin ve husumetlilerce görevlendirilmesinin bir sonucu olarak, her cihetten hukuksuzluklara devam etmeye ve makamını kötüye kullanarak, bizlere nefes alacak nokta bırakmamaya çalışmaktadır.

Özellikle, Savcı Serdar Akan'ın başından beri oldukça yakın bağlantı içinde olduğu husumetli müşteki Özkan Mamati'nin bizlere yönelik açmış olduğu soruşturmaların mutlaka Savcı Serdar Akan'ın önüne gitmesi, müthiş şaibeli bir durumdur. Türkiye'deki 6500 savcıdan neden SADECE BİRİ aleyhimizde açılan soruşturmaları mutlaka kendi masasında toplamaktadır; bu durum kesin olarak araştırılmalıdır. 

Şu anda aynı savcı, Adnan Oktar davasındaki bütün tutukluları başka şehirlerdeki cezaevlerine gönderme talimatını da vermiş durumdadır. Söz konusu tutuklulara nakillerinden SADECE YARIM SAAT ÖNCE HABER VERİLMİŞ, YANLARINA HİÇBİR EŞYA ALMALARINA İZİN VERİLMEMİŞ ve insanlık tarihinin en tehlikeli pandemi dönemi içinde olmamıza rağmen SOĞUK HAVADA, SABAHA KARŞI, APAR TOPAR RİNG ARAÇLARIYLA FARKLI ŞEHİRLERE GÖNDERİLMELERİ İSTENMİŞTİR. ORTADA HİÇBİR ACİL DURUM, BULUNDUKLARI SİLİVRİ CEZAEVİNDE HİÇBİR YER VE İMKAN SIKINTISI OLMADIĞI HALDE...

Hiçbir makul ve hukuki gerekçeye dayanmayan bu talimatın verilmesinin sebebi, görebildiğimiz kadarıyla, Silivri cezaevinden çok daha kötü şartlara sahip olan, koğuş sisteminin bulunduğu bu ortamlarda, yaklaşık 3 yıldır suçsuz yere tutuklu bulunan arkadaşlarımıza kendilerince daha fazla eziyet çektirmektedir. 

Aynı savcı, yukarıda bahsini ettiğimiz 2 müşteki ve 1 etkin pişmanla yaptığı görüşme sırasında, bütün bunların ortaya çıkacağı ve tutukluların 3-5 sene içinde sonra serbest kalacakları kendisine söylendiğinde, "3-5 SENEYE KİM ÖLE KİM KALA" ifadesini kullanmıştır. Belli ki, bu 3-5 sene içinde, yani camiamızın suçsuzluğu yargı önünde de kamuoyu nezdinde de açıkça ortaya çıkana kadar sanıklar, alabildiğince eziyet verici ortamlarla muhatap olacak, bu arada ise bunun sorumluları göz önünden çekileceklerdir.

Farklı illerde çeşitli cezaevlerine dağıtarak kendince tutuklu sanıkların birbirleriyle ideolojik bağlarını yitireceğini düşünen Savcı Serdar Akan, her ne hikmetse başından beri bu amaçla aynı yöntemi izlemekte, fakat hiçbir sonuç alamamaktadır. Aynı yöntemlerin büyük bir hırs içinde tekrar tekrar denenmesinin nedeni de zaten bu BEKLENEN DAĞILMANIN BİR TÜRLÜ OLMAMASIDIR. 

Yine bu dağıtım ile, sanıkların ailelerine de eziyet çektirmek istenmekte, yaşlı, çoğu kronik rahatsızlıkları olan onlarca zavallı anne-babanın kilometrelerce yol kat edip, sınırsız masraf yükünü üstlenmeleri istenmektedir. Bu plana göre sanıkların pek çoğunun ailesi bu şartlar altında görüşlere gidemeyecek ve sanıklara sözde bir yalnızlaştırma yöntemi uygulanmış olacaktır.

Bu dağıtım ile, İstanbul'da bulunan ve burada görev yapan avukatlarının sanıklara ulaşamaması ve sanıkların Üst Mahkeme'ye savunmalarını hazırlayamamaları istenmektedir. Zaten bu davanın başından beri sanıklara SAVUNMA YAPTIRILMADAN APAR TOPAR CEZA VERİLMESİ YÖNÜNDE bir politika ve uygulama yürütülmektedir. Tarihte görülmemiş böyle bir hukuksuzluk tüm Türkiye'nin, hatta dünyanın gözleri önünde gerçekleşmektedir. Aynen, delillerimizi sunmamıza dahi izin vermeyen İstanbul 30. Ağır Ceza mahkemesi heyetinin yaptığı gibi bundan sonraki aşamalarda da delil toplanmasına olanak vermeyecek bir sistem oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu uygulamanın Üst Mahkeme aşamasında da devreye sokulması planlanmaktadır.

Savunmayı durdurmak adına davamızda bugüne kadar akla gelen her türlü hukuksuzluk yapılmıştır. 

Sanıkları farklı illerdeki cezaevlerine dağıtmadaki hedeflerden biri de, sanıkların en temel ihtiyaçlarına istedikleri zaman ulaşmaları engellemek ve taleplerini gerçekleştirmeleri, kıyafet ihtiyaçlarını karşılamaları gibi uygulamalara sekte vurabilmektir. 

EZİYET ÇEKTİRMEK İÇİN AÇIKÇA HUKUK VE MAKAM KULLANILMAKTADIR. 

Anlamak imkansızdır; bu nasıl bir öfkedir ki, HAYATLARI BOYUNCA HİÇBİR SABIKALARI OLMAMASINA VE SAVCI TARAFINDAN DA MAHKEME TARAFINDAN DA HİÇBİR SUÇ İŞLEMEDİKLERİ AÇIKÇA BİLİNMESİNE VE AÇIKÇA ZİKREDİLMESİNE RAĞMEN BU İNSANLAR, SON 3 YILDIR ARDI ARKASI KESİLMEYEN EZİYETLERE MARUZ BIRAKILMAKTADIR. 

Bu nasıl bir öfkedir ki, 3 YILDIR BİR TÜRLÜ DURULMAMAKTA, ASTRONOMİK RAKAMLARDA CEZALARLA DAHİ SAKİNLEŞEMEMEKTEDİR. Haksızlık, hukuksuzluk ve zulüm öylesine abartılmıştır ki anormallikler dava hakkında hiç bilgisi olmayanları dahi hayrete düşürmektedir.

BU İNSANLAR VATAN HAİNİ DEĞİLLER, MEMLEKETİ SATMADILAR, İHANET ETMEDİLER, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEDİLER. 

Bu gerçeği gayet iyi bilir ve açıkça ifade ederken, Savcı Serdar Akan'ın, böylesine bir öfke ve husumetle hız kesmeden CAMİAMIZA KARŞI EZİYET YÖNTEMLERİNE DEVAM ETMESİ konusu mutlaka araştırmalıdır. 

Dosyayı kendisinin KUCAĞINA ATANLAR kimlerdir?

NEDEN SERDAR AKAN SEÇİLMİŞTİR? 

Savcı Serdar Akan, neden dosyayı kucağına atanların HER DEDİĞİNİ YAPMAYA MECBURDUR?

KİŞİSEL HUSUMETİ NEREDEN KAYNAKLANMAKTADIR? Neden hiç DURULMAMAKTADIR? Sürekli YENİ TALİMATLAR mı uygulanmaktadır? 

Savcı Serdar Akan neden ÖZKAN MAMATİ VE EKİBİNİN HER DEDİĞİNİ KAYITSIZ ŞARTSIZ TALİMAT ADDEDİP HEMEN GEREĞİNİ YAPMAYA ÇALIŞMAKTADIR? 

Bütün bu soruların cevapları verilmeden, Türkiye'de gerçek bir adaletten bahsedilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla bütün bunları toplumumuzun bilmesi büyük bir önem arz etmektedir. 

Kamuoyunun dikkatine sunar, bilgilerinize saygılarımızla arz ederiz.

 

ADNAN OKTAR DAVASI VE DAVA SÜRECİNDEKİ HUKUKSUZUKLAR HAKKINDA DETAYLI BİLGİ EDİNMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ:

https://adnanoktardavasindakihukuksuzluklar.blogspot.com