ETKİN PİŞMAN OLMAYA ZORLANAN ARKADAŞLARIMIZA OYNANAN OYUN

Husumetli kişiler ve bağlantılı oldukları avukatlar cezaevinde zor şartlar altında bulunan bazı arkadaşımızları baskı ve tehditlerle korkutmuşlar ve bir takım hukuka aykırı vaatlerle de kendilerini kandırmışlardır. Bu kişiler, “DEVLET SİZİN ÜZERİNİZİ ÇİZDİ, BU DAVA DA TCK İŞLEMEYECEK, İTİRAFÇI OLMAZSANIZ BİR DAHA GÜNEŞ YÜZÜ GÖREMEYECEKSİNİZ, TEK KURTULUŞUNUZ BİZİM DEDİĞİMİZİ YAPMAK” vb. gibi yalanlarla korkutup, kandırdıkları arkadaşlarımızı zorla etkin pişman olmaya mecbur bırakmışlar ve işlemedikleri suçları işlemiş gibi itiraf etmelerini sağlamışlardır. Bu arkadaşlarımız sırf cezaevinden kurtulmak adına etkin pişmanlık yasası dışarısında kalan suçlamaları da mecburen kabul etmek zorunda kalmışlardır. 

Ancak, kendilerine dayatılan gerçek dışı senaryoları ezberleyip anlatırken gerçekte olmayan hayali suç fiillerini olmuş gibi anlatmak ve kendileri de bu suçların bir kısmını üstlenmek durumunda kaldıkları için aslında husumetli müştekiler tarafından çok ciddi bir tuzağın içine çekilmişlerdir. Temennimiz arkadaşlarımızın bu tuzaktan bir an önce kurtulmalarıdır; tek isteğimiz onların iyiliğidir. 

 

ARKADAŞLARIMIZI BEKLEYEN İKİ ÖNEMLİ TEHLİKE BULUNMAKTADIR

 

Birinci Tehlike;

Bu durum onların dava sürecinde bir süre için tahliye olmasına imkan sağlamışsa da er ya da geç aslında var olmayan ama kendi ağızlarıyla güya itiraf etmiş oldukları bu hayali suçlarla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Nitekim, onları tahliye eden iddia makamı, esas hakkındaki mütalaasında haklarında onlarca yıla varan hapis cezaları istemiştir. 

Çünkü, bilindiği üzere TCK’nın 221. maddesinde tanımlanan "etkin pişmanlık hükümleri" örgüt suçlarını kapsamakta olup bu hükümlerden faydalananlara sadece örgüt suçundan ceza verilmeyeceği belirtilmektedir. Yani, bir örgüte üye olduğunu ve bu örgüt kapsamında etkin pişmanlık hükümlerine tabi olmayan bir takım başkaca suçları daha işlediğini ikrar eden bir kişi sadece örgüt üyeliği bakımından cezasızlık veya ceza indirimine tabi tutulabilecektir. Diğer suçlar bakımından cezalandırılabilecektir. 

Nitekim, bu konuyla ilgili birçok Yargıtay kararı bulunmaktadır:

"Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkan tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir… Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise “kanunilik ilkesi” uyarında kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz." (Yargıtay CGK 2016/154 K 29/03/2016 T, Yargıtay CGK 2015/515 K 15/12/2015 T, Yargıtay CGK 2015/419 K 24/11/2015 T)

"TCK’nın 221/4-son maddesinde belirtilen ceza indiriminden SADECE örgüt kurma, yönetme, örgüt üyesi olma, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını kapsadığı gözetilmeden, mala zarar verme suçundan tayin olunan ceza üzerinden de uygulanması ve kabule göre de, cezanın belirlenmesinde şahsi indirim sebebi olan TCK’nın 221-4 üncü maddesinin, anılan kanunun takdiri indirimi düzenleyen 62. maddesinden önce uygulanması gerektiğinin dikkate alınmaması kanuna aykırı..." (Yargıtay 9. CD 20120 8599 E, 2012/15881 K, 27/12/2012 T)

Dolayısıyla, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan arkadaşlarımızın güya işlediklerini itiraf ettikleri cinsel saldırı, dolandırıcılık, vb. suçlardan ceza almaları söz konusu olacaktır. Halbuki, ortada işlenmiş bir suç yoktur. Ama sırf bu suçu kabul anlamına gelen itirafları ilerleyen zamanlarda başlarına büyük dertler açabilir ki dediğimiz gibi iddia makamı da 70-80 yıllara varan ceza taleplerinde bulunmuştur. 

KISACA, BU ARKADAŞLARIMIZA ÇOK BÜYÜK VE ÇOK TEHLİKELİ BİR OYUN OYNANMIŞTIR. ZAAFLARINDAN VE KORKULARINDAN YARARLANARAK KANDIRILMIŞLARDIR. 

Ancak, bu arkadaşlarımızın ifadeleri baskı, korkutma ve hukuka aykırı vaatlerler sonucu alındığından bu ifadelerin hukuken bir değeri yoktur. Bu ifadeleri CMK’nın 148/1-2 maddelerine aykırı olduğundan CMK m.148/3 uyarınca yasak delil hükmündedir. ARKADAŞLARIMIZ BU TEHLİKENİN ACİLEN FARKINA VARIRLARSA İLERİDE TELAFİSİ MÜMKÜN OLAMAYACAK MAĞDURİYETLER YAŞAMAMALARI MÜMKÜNDÜR. 

Çünkü Yargıtay’ın yıllardır istikrarlı şekilde sürdürdüğü içtihatları uyarınca, CMK 148. maddesine aykırı yöntemlerle yani yasak sorgu yöntemleriyle alınmış ifadeler hukuken geçersizdir ve kişi bu ifadelerinin doğru olmadığını söyler ve hakkında suçu işlediğini dair somut bir delil bulunmazsa kişi beraat eder denilmektedir. 

 

İkinci Tehlike;

Bizim kendilerine karşı en ufak bir burukluğumuz veya olumsuz bir düşüncemiz olmamasına rağmen ilerleyen günlerde davamız sonuçlanıp suçsuzluğumuz ispatlandığında o zaman tıpkı husumetli müştekiler gibi bu arkadaşlarımızın verdikleri ifadelerin de doğru olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu durumda kanunlarda yer verilen “iftira” ve “suç uydurma” gibi suçların varlığı gündeme gelecektir. 

Bilindiği üzere iftira suçunun hukuken oluşabilmesi için bir kişi hakkında “işlemediğini bildiği halde” isnatta bulunma şartı aranmaktadır. Bu arkadaşlarımız on yıllardır bizimle beraber yaşadığı için neyi yapıp neyi yapmadığımızı iyi bildiklerinden, ortada bir suç yoksa aksini söylemiş olmak açıkça iftira atmak anlamına gelecektir. Ayrıca, bu isnatlar nedeniyle uzun süredir cezaevinde tutulduğumuz için bu suçun ağırlaştırılmış halinin uygulanması da söz konusu olacaktır. 

Madde 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Görüldüğü üzere, arkadaşlarımıza zor ve baskıyla verdirilen asılsız iftira ve isnatlarla yüklü ifadeler, başlangıçta kısa bir tahliye dönemiyle ödüllendirilmiş gibi görünse de, bu eylemleri ilerleyen safhalarda,  TCK m.270 (suçu üstlenme), TCK m.271 (suç uydurma), TCK m.267 (iftira) vb. suçlarla karşı karşıya kalmalarına yol açacaktır. 

Hal böyleyken, davanın karar aşamasına yaklaştığı şu günlerde arkadaşlarımızın da alet edildiği kirli oyunun büyüklüğüne ve tehlikesine tekrar dikkat çekmek istedik. Çünkü, her ne kadar etkin pişman olmak zorunda kalsalar da bunu, husumetli kişilerce mecbur bırakıldıkları için yaptıklarını, yaşamlarına, sağlıklarına, özgürlüklerine ve ailelerine yönelik ağır tehditlerle sınandıklarını, zorlu imtihanlardan geçtiklerini çok iyi biliyoruz. Bu yüzden biz hala birbirimizi arkadaşlar, kardeşler olarak görüyoruz ve bunun vicdani bir gereği olarak onlara bu hatırlatmaları yapmayı, doğru bildiklerimizi anlatmayı bir vazife biliyoruz.

Elbette ki takdir kendilerinindir.